EYLULEKIM2026 Özlem Yurdakul
Diabet Mellitus'unuzla ilgili beslenme önerileri
DİABET MELLITUS'UNUZLA İLGİLİ BESLENME ÖNERİLERİ Kan şekeri yüksekliği olarak bilinen ve metabolik bir bozukluk olan diyabet, giderek artan küresel bir sağlık sorunu olmakla beraber, bu hastalığın ve ilgili komplikasyonlarının engellenmesinde popülasyona dayalı beslenme önerilerinin ve müdahalelerin geliştirilmesi acilen gereklidir. Bu önlemlerden en önemlileri uzun vadeli kan şekeri yönetimi için diyabetli bireylerin daha uygun beslenme bilgisi ve daha sağlıklı öğün hazırlama becerisiyle donatılmasıdır. Diyabette önerilen düşük karbonhidratlı diyetler insülin duyarlılığını artırarak glisemik kontrole katkıda bulunur ve ağırlık kaybını artırır. Sınırlayıcı diyet karbonhidratları (rafine ve basit karbonhidratlar) ise diyabet yönetiminde önemli bir faktör olarak tanınan glisemik değişkenliği artırıcı özelliğe sahiptir. Meyveler düşük glisemik indekse sahip olsa bile (karpuz, kavun) aşırı tüketimleri önemli bir diyabet sorunudur. Meyve tüketiminin diyabet üzerindeki etkisi diyet alışkanlığı ve metabolik farklılığın yanı sıra cinsiyet farklılığına da dayanmaktadır. Rafine karbonhidrat bakımından yüksek, protein ve yağ bakımından düşük diyetler ise tip 2 diyabet riskindeki artışla ilişkili olmakla beraber protein-karbonhidrat kombinasyonlarının beraber tüketimi tek başına karbonhidrat tüketimine kıyasla glisemik yanıtı önemli ölçüde azaltır. Örneğin; sütün tahıl bazlı gıdalarla birlikte tüketimi yüksek insülinemik etkiye sahip olup yemek sonrası glisemik yanıtı iyi yönde etkiler. Çözünür lif insülin duyarlılığını iyileştirmede etkiliyken , çözünmeyen lif HbA1c seviyesini düşürmede etkilidir. İlk öğünün, bir sonraki öğünün (ikinci öğün) yemek sonrası kan şekeri yanıtı üzerindeki etkisini ifade eden ikinci öğün etkisi ise kan şekeri düzenlenmesinde büyük öneme sahiptir. Özellikle, düşük glisemik indeksli gıda tüketimi ikinci öğün etkisini ciddi ölçüde artırır. Örneğin; arpa gibi sindirilemeyen karbonhidratlar açısından zengin tahıl bazlı diyetlerin tüketilmesi durumunda ikinci öğün etkisi mevcuttur. Ayrıca, öğle ve akşam yemekleri arasında lif açısından zengin atıştırmalıkların tüketimi, akşam yemeğinden sonra ve ertesi gün kahvaltıda kan şekeri seviyesini düşürmektedir. Diyabet tedavisinde bitkisel yağların orta derecede tüketimi önemlidir. Özellikle yüksek glisemik indeksli gıdalarla salata soslarının beraber tüketimi bu etkiyi büyük ölçüde doğurur. Mayonezli pirinç veya patates tüketimi, bu gıdaların tek başına tüketimine kıyasla yemek sonrası kan şekeri seviyesindeki artışı baskılayıp inkretin salgılanmasını uyarır. Tip 2 diyabette, antinörolojik etkiye sahip kabak çekirdeği yağı ve hipoglisemik etkiye sahip susam yağı ve keten tohumu gibi tohum yağları da disglisemide iyi çözüm üreten faydalı yağlar arasındadır. Çoklu doymamış yağ asitleri (n-3 PUFA'lar), insülin direncini iyileştirme ve anti-inflamatuar etkilerinin yanı sıra inkretin salgılama kusurunu önleyici özelliktedir. Bu faydalı yağ asitlerini bolca içeren deniz ürünlerinin diyabet için önerilen haftalık tüketim miktarı en az 200 gr’dır. Batı ülkelerinde yüksek oranda deniz ürünü tüketimi diyabet riskinde yok denecek kadar az değişim yaratırken (çok az bir artış), tam tersine Asya ülkelerinde bu oranda tüketim miktarı hastalığın prevalansını ciddi oranda düşürür. Bu coğrafi farklılık, yeme alışkanlığı ve genetik hassasiyetle yakından ilgilidir. Diyet bileşiminin ötesinde, yiyeceklerin nasıl hazırlandığı da metabolizmayı doğrudan etkiler. Yüksek sıcaklıkta pişirme yöntemleri (derin kızartma veya ızgara) gıdayı daha fazla ısıl işlem yan ürünlerine maruz bırakarak daha düşük diyet kalitesi oluşturur. Kuru pişirilmiş ( kızartılmış veya ızgaralanmış) yiyeceklerin nemli yiyeceklerle (haşlanmış, buhar uygulanmış, güveçte pişmiş veya poşetlermiş) yer değiştirmesi ise daha düşük oranda açlık glikozu, CRP ve TNF-? demektir. Diyabetli bireyleri sağlıklı yemek hazırlama becerileri ve teknikleriyle donatmak, yemek pişirme konusundaki özgüvenlerini artırarak, daha iyi beslenme öz bakım uygulamalarına yol açar ve bu da kan şekeri ve lipid seviyelerinin daha hızlı dengeye gelmesi anlamına gelmektedir.